Yolculuklar ne kadar elzem insan hayatında? Başka bir mekanda kendini tanımlamak, yeniden başka yepyeni renklere bezemek, çoğalmak, yeşermek, hatta belki daha dik yürümeyi ve kesinlikle hürlüğü getiriyor beraberinde.
Ama bu yolculuğun sebebi başkaydı. Selanik'te yaşayan Giritli bir arkadaşımın sağlık sorunları nedeniyle onu görmem gerekiyordu. O yüzden gümrüğü geçtikten sonra hazır Yunan hattımı telefona takmışken, kimseleri arayamadığım için anlayışınıza sığınıyorum.
Sevgili Harula ve
Yorgo'yla şu gördüğünüz iki kanepede, geç saatlere kadar çok keyifli, doyulmaz sohbetler yaşadık. Hayatın içinden, sıkıntıların dışından geçtik -çok büyük bir isim olan Theo Angelopoulos'un talihsiz kaybı dışında, keyfimizi kaçıracak tüm konu başlıklarını yok saydık.
Giritli damarımızı, olumsuzluklara inat gülümsemek için kullandık. Kendi üzerimizde denediğimiz bu yöntem kesinlikle işe yaradı.
İzmir'in ikiz kardeşi, Girit'ten sonra benim için ikinciliği alan sevdiceğim, Selanik.
Yolun diğer ucunda duran, Osmanlı yapımı Lefkos Pirgos (Beyaz Kule) şehrin sembolü.
Aristotelis caddesinin hemen arkasındaki balık hali.
Her
gittiğim yerde, illaki ve öncelikli olarak balık haline girme
alışkanlığımın olduğunu şimdi yazarken bir kez daha farketmiş
bulunmaktayım.
Fiyatlar nasıl sizce?
Aristotelis'i hiç bu kadar boş görmemiştim. Kitapçıları dolaşırken hiç tek müşteri olmamıştım.
Harula'yla şehrin surlarına çıktık. Bir kez daha dokundum duvarlarına, bir kez daha fısıldadım içimdekileri.
İşte tam buradan, ta sahildeki Beyaz Kule'ye kadar uzanıyormuş eskiden surlar.
7 Kule zindanlarının adını anmak bile hala ürkütücü.
Yalancı güneşi sırtlanıp, sıcak evimize döndük ve damla sakızlı İzmir sahlepi içtik o gün.
Theo'cuğumun yeğeni, Maria'nın kardeşinin mekanı 'Sta Kala Kathoumena'.
Yolunuz düşmese de, düşürün derim zira etle aram ezelden beri olmadığı halde, hovardalık babında tadına baktığım kaburganın destansı tadını uzunca bir süre unutabileceğimi zannetmiyorum.
İki buçuk saat öteden geldi Diloş, sırf bir fincan kahve içelim diye. Kursağımıza bile gitmedi ama yine de mutlu olduk.
Kosta, İzmir'den arkadaşım. İkizlerini okuldan, başka yerlere götürüp getirme telaşı içinde onu da enseledik.
Çok büyük bir çoğunlukla evde mutfaktaydım, resimlere aldanmayın. İzmir'den götürdüğüm şevketi bostan, arapsaçı, iğnelik, cibez, körmen bir buçuk günde bitti. Yorgo mutfak masasında bana arkadaşlık ediyordu.
Harula okuldan döndüğünde, kapının dışına taşan anadolu esintilerinin hemen tadına bakıyordu.
Hah! Dilara'nın geldiği gün büyük bir tencere dolusu balık çorbası bırakmıştım. Döndüğümde muhallebi tabağı kadar kalmıştı -ki bir aşçının en mutlu anıdır bu! Bir gün mezgitli bamya yaptım, bir gün Aydın düğün çorbası. Kerevizli, havuçlu, pancarlı mezelerde renklendirdim sofrayı. Liste başı nar salatam, İzmir narıyla peydahlandı. Son gün de incir uyuşturmasıyla tanıştılar, tanıştıklarına pek sevindiler.
Ah..bir gece bir Giritli mekanına gittik. Muhakkak halayların çeşitliliğini duymuş veya görmüşsünüzdür -ve umarım bunların hepsinin 'sırtaki' diye adlandırılmadığını biliyorsunuzdur. Neyse, gittiğimiz yerde Harula ve Yorgo'nun bir arkadaşı lavta çalıyordu. Hemen 'To meraklidiko puli' ve 'Thalassa mavri' yi istedim. Sonra halay çekmeye başladık.Yıllar önce Girit'te benim Aspa'dan öğrenmiştim ekibin en sonunda duran kişinin neden figürleri tekrarlamadığını ve minik adımlarla ilerlerken önüne değil, geriye doğru baktığını; efendim ekip sonu olan kişi köye Türk geliyor mu diye bakarmış...Bu korku, oyunlara yansımış!
Tesadüf bu ya bir ara öyle denk geldi, birileri araya girdi ve ben ekip sonu oldum. Fırsat bu fırsat, hemen minik adımlarla, başım geriye dönük halde devam ettim ve eğer gelen olursa sms ile haber vereceğimi söyledim. Masadakiler yerlere yattı tabi.
Başka bir gece Zythos'daydık, Harula'nın öğretmen arkadaşlarıyla. Eh, az kaldı bizi mekandan atacaklardı. Biraz fazla ses çıkarmış olabiliriz :)
Sigara içilmez tabelasının önünde içtiğimiz sigaraları hiç saymıyorum -tamam bununla gurur duymuyoruz ama kağıt oynamıyoruz, yalnızlık zaten başa bela, o kadar kusur kadı kızında da olur.
Ve günler uçup, gitti. Son gün iki karış surat hava durumunu izlerken, yollar kapansın diye epeyce dua ettik. Jung'un kollektif bilinç olarak tanımladığı duruma rağmen yollar kapanmadı, otobüs vaktinde geldi ve ben sekiz saat sonra İstanbul'daydım, hem de ne İstanbul...kar, fırtına, felaket. 45' sonra bahar havasına bürünmüş İzmir'deydim. Bu arada mamografi sonucunu beğenmeyen doktorum, ultrasound sonucunu beğendi. Yine de başka bir doktora daha gitmem gerektiğini düşünüyorum. Memleket halleri belli olmaz...
Gövdem döndü ama ben daha burada değilim.
Bu hafta Apokries için
Yorgo'ya sünnet kıyafeti göndermek niyetindeyim. Harula'ya da dansöz kıyafeti. Karnavala az kaldı.